Ordu52 Web Sitesi
 
 
Ordu52 Menüler
Anasayfa
Tarih
Coğrafya
Ulaşım
Köyler
Yaylalar
Türküler
Yemekler
Boztepe
Kurul kayası
Yason
Foto Galeri
360° Resimler
Panaromik
Haritalar
Ordu Milletvekilleri
Önemli telefonlar
Ordu'lu Sanatçılar
Ordu'lu İz Bırakanlar
Arama
Ordu Ekran koruyucuları
İletişim
Ziyaretçi Defteri
Sıkca Sorulan Sorular
Bağlantılar
Site Haritası
Ordu52 Forum

Fındık
Fındığın tarihçesi
Fındık tarımı takvimi
Fındık çeşitleri
Fındık ve Sağlık
Fındık Yetiştirme tekniği
Fındık Yetiştiriciliği
Fındığın bitkisel özellikleri
Tozlanma ve döllenme
İklim ve Toprak istekleri
Fındık dökülmesi sebebi
Hasat ve Harmanlama
Fındıkta maliyet tespiti
Fındık hastalık ve zararlıları
Valimiz ve Başkanımız

Ordu Valisi
Orhan Düzgün

Ordu Bld.bşk.
Seyit Torun
Oksijen Yurdu

Kültür
Kültür
Kaleler
Kaya mezarları
Hamamlar
Camiler
Kiliseler
Çeşmeler
Ordu evleri
Tiyatro
Mahalli kiyafetler
Düğünlerimiz
Maniler
Halk inançları
Evliyalar
Efsaneler
Deyimler
Müzeler
Arkeolojik Değerler
Atasözleri
El Sanatları
Folklörümüz
Şenliklerimiz
Saat
Ordu52 saat

Anketler
Ordu ilimiz için ne gibi yatırımlar yapılmalıdır?
 
Rastgele Resim
Ordu Hava Durumu
Site seçenekleri
Duyuru
Ordu52 Hosting'de Süper İndirimler Radyo Ordu52'de 24 Saat Kesintisiz Yayın.. Video Ordu52 Hizmetinizde.. Kaliteli ve Seviyeli Sohbetin Tek Adresi...
Efsaneler


  EFSANELER

Gelin Kayası Efsanesi :

 

Ordu'dan Çamalan Yaylasına doğru, kâh tepelerin eteklerinden dolanan, kâh derin vadilere yükseklerden bakarak uzanan yayla yolundan gelip - geçen bütün yolcular. Gelin Kayalarına doğru bakışlarını çevirmekten kendilerini alamazlar Haramı Koyu'nden Melet Irmağı Vadisine doğru, bir bıçak gibi keskin ve dik sırtın üzerinde duran acayip şekilli taş yığınlarına Gelin Kayaları adı verilmektedir. Buranın dayandığı efsane ise. yıllar ötesinden günümüze kadar, her yayla yolcusunun kulağına üflenmiştir.

Gelin Kayaları Efsanesini civarın yaşlıları söyle anlatıyorlar:

Melet Irmağına doğru inen sarp tepenin, ormanlarla örtülü yamacında çok fakir ve yaşlı biri varmış. Melet, kenarındaki değirmenlere gidemeyen köylülerin zahralarını avlusundaki ufak dibek taşında öğütür, geçimini bu suretle sağlarmış. Bazı rivayetlere göre. bu öğütücü bir kişi tarafından döndürülebilen, çevre halkının "El Değirmeni" dediği cinsten bir taş değirmeni imiş. Günün birinde, yaşlı değirmencinin kızını, uzaktan bir köyden bir gence istemişler. Hayırlısı olsun, deyip evlendirmişler. Çeyiz olarak, elinde, avcunda ne varsa kızına vermiş. Düğüncüler, gelinin eşyalarını atlara yükleyip, oğlan, evine doğru yola çıkacakları zaman, gelin etrafı söyle bir süzmüş. Avlunun bir kenarında duran babasının ekmek teknesine, kendini bugünlere getiren el değirmenine gözlerini dikmiş,

Kızının bu halini güren babası, yanına yaklaşmış:

- "Kızım, değirmen tası bizde kalsın."

diyecek olmuş. Düğün alayının ileri gelenleri durumu kavramışlar.

İçlerinden biri:

- Emmi veriver şu değirmen taşını kızınada, biz de yola düzülelim.

Yaşlı baba:

- Olmaz, o bana lâzım.

Onunla geride kalan çoluk çocuğumun nafakasını sağlayacağım, veremem, diyerek karşı koymuş.

O sırada, yeni gelin :

- Babam benden bir taşı esirgiyor. Ben de onsuz gelin gitmem. Diyerek boynunu büküp, oturuvermiş kapının önüne.

Düğüncüler yaşlı babanın geçimini nasıl sağladığını bilmediklerinden, bu değirmenin aile için ne derece kıymetli olduğunu kavrayamamışlar., işi, basit bir "gelin eşyası" bir taş olarak görmüşler, içlerinden biri:

- Hadi, emmi bu kadar da nekeslik etme. Alt tarafı iki taş parçası bunun... insan kızından bunları esirger mi?.. Bak, o da yurt-yuva sahibi oluyor. Yolumuz uzun, bekletme bizi., diyerek, değirmen taşlarnı omuzlayıp, yanındaki hayvana yüklemişler. Zavallı baba, bu durum karşısında ısrarın faydasızlığını anlayarak, boynunu bükmüş. Kendisinin nekes tanınmasına mı, o yaşlı haliyle çoluk - çocuğuna değirmensiz nasıl bakacağına mı üzülsün?. Kala kalmış, ortalıkta. O sırada, önde davul - zurna, arkada at sırtında gelin; köylüler, eşya yüklü atlarla düğün alayı, dimdik sırta doğru yola koyulmuşlar. Yaşlı gözlerle kafileyi izleyen babanın tâ... yüreğinin derinliklerinden bir tel kopmuş sanki... Derin bir ah... çekli, aklıyla mı, gönlüyle mi, bilinmez seslenivermiş, davullu alayının ardından:

-Bir taşı bize çok görenleri Allah ne etsin... Hepiniz taş olun taş.

Ertesi gün, karşı tepelerden be geçeye bakanlar, Melet ırmağına doğru inen dik bir yamacın, bıçak gibi çıkıntılı bir kısmında, acayip şekilli kayalar görmüşler. Daha düne kadar ormanlık olan bu yamaçta kayaların bulunuşundan ziyade, görünüşleri onların şaşkınlığa düşürmüş. Çümkü, bu kayalar sanki bir kafilenin heykelleşmiş şekline benziyormuş. Atıyla yaylısıyla, dzvullu - zurnalı bir gelin alayının tıpkısıymış. Yılların yağmuru, karı ve fırtınalarına rağmen, bozulmayan şekilleriyle günümüzde dahi görenleri şaşkınlığa düşüren bu kayaların etrafı koyu bir yeşillikle çevrilmiştir. Yılların yağmuru, karı ve fırtınalarına rağmen, bozulmayan bu kayaların etrafı koyu bir yeşillikle çevrilmiştir. Bir tarihte yayla yolculuğum sırasında Gelin Kayaları Efsanesi'ni anlatan yaşlı yol arkadaşım, ayrıca şunları da ilâve etti

- Evlât, Gelin Kayaları, baba bedduası alan, ailesinin geçim kaynağını kurutan, taş ruhlu insanları bizlere göstermektedir.


Asarkaya Efsanesi

 
              Yıllarca önce bu köyde iki kardeş varmış. Bu kardeşlerin kalabalık bir koyun sürüsü mevcutmuş. Sürünün çobanları ise iki kardeşin çocukları olan Zedef ile Mehmet imiş. İki kardeş koyunlarını köy dışında Gümüşlük denilen mevkide otlatıyorlarmış. Bir gün Mehmet:

- Zedef, demiş, ben yorgunum, sen biraz odun yar, akşama ateşimiz bol olsun, Zedef baltayı alıp, odun yarmağa

başlamış.

Zedefin odun yarışını seyreden Mehmet, birden heyecana kalkmış.

-Zedef, sen erkek değil kızsın...diye bağırmış.

Yıllardan beri saklanan sırrın meydana çıktığını gören Zedef'in elindeki balta yere düşmüş... Emmisi oğlu Mehmet'ten ve çok sevdiği sürüden ayrılacağını düşünerek, içi burkulmuş, titreyen sesiyle:

- Artık bir arada bulunmamız imkânsız. Sana sağlık, bana selâmet, diyerek köyün yolunu tutmuş. İki kardeş çocuğu bir daha müşterek bir durumda çobanlık yapamamışlar. Ayrılık ikisine de çok ağır gelmiş.

Kavalıyla başbaşa kalan Mehmet'in günleri hep üzüntülü geçiyormuş.

-Ah, diyormuş Zedef'in odun yararken kız olduğunu anlamasaydım; ondan ayrılmasaydım. Zedef ise, sırtında o güne kadar taşıdığı erkek elbiselerinden sıyrılmış, ev işlerine dalmış.

Günün birinde uzak ellerden gelen eşkiyalar sürüyü basmışlar, köpeği öldürüp, Mehmet'in kollarını kayışla bağlıyarak, davarları önlerine katıp, yola koyulmuşlar.

Bu halden büyük üzüntü duyan Mehmet, tek kurtuluş ümidini, kavalına bağlamış, eğer haramiler izin verirse, başına gelen felâketi kavalıyla Zedef'e duyurmaya çalışacak. Ama bir düşüncesi var:

-Ya Zedef evde bulunmazsa?

Bu düşüncelerle kafası allak, bullak olan Mehmet, köyünün karşısındaki sırta varınca, baskıncılara yalvarır:

-Ağalar, köyümün karşısında son bir ayrılık kavalı çalmama izin verir, ne olur?der. harami başı gözü yaşlı çobana acır:

-Haydi çal der.

Mehmet bir kayanı dibine çöker, köyüne döner, kavalını üflemeye başlar.

Artık kurtuluş ümidi sadece bundadır.

Çoban Mehmet kavalıyla Zedef'e şunları söyler:

Haramiler bizi bastı, Ala köpek kanlar kustu,

Can kayışı kolum kesti, Emmim kızı Zedef sana kaldı medet..

Dokuz kişi haramiler, bir Mehmet bunlara neyler,

Merhametsiz azgın şerre, Emmim kızı Zedef sana kaldı medet...

Buralar viran olmasın, yuvayı baykuş almasın

Hasret mahşere kalmasın, Emmim kızı Zedef sana kaldı Medet..

Gül fidanı gölgesinde gergef işlemekte olan Zedef, uzaklardan gelen kaval sesiyle felâket haberini duyunca, dişi kaplan gibi kükremiş:

-Sürü basıldı yetişin........

Diye avazı çıktığı kadar haykırmaya başlar, köy ayaklanır. Zedef başta olmak üzere, delikanlılar dört nala at koşturup, (Gümüşlü) başında eşkiyaya yetişirler. Kanlı bir vuruşmadan sonra, haramileri yakalayıp bir kayadan aşağı atarlar.

Bugün o kayanın adı (Asarkaya) diye anılır. Köyün ismi de, sürüyü basan haramilerden dolayı (Harami) olarak kalır.

Not: Bu efsane Sıtkı Çebi'nin henüz basılmamış "Ordu Efsaneleri" adlı kitabından alınmıştır


 

Uzun Kızlar Efsanesi

Yüzlerce yıl önce Mesudiye yöresinde üç Türkmen kardeş yaşarlarmış. Bu kardeşler, kış mevsiminde Mesudiye yöresinin kuytu ve sıcak yerlerinde, yaz mevsiminde de yüksek yaylalarda yaşamlarını sürdürürlermiş. Her üç kardeşin de sürülerce koyunları ve yüzlerce atları varmış.

Karababa, Karaaslan ve Eriçok adındaki bu üç kardeş, canlı kelekti koyunları, yağız at sürüleriyle mutlu bir şekilde yaşayadururlarken, günlerden bir gün büyük bir düşman ordusu çıkagelmiş. Onların bu mutlu yaşamları da sona ermiş. Sona ermiş ama, Türkmenler hemen teslim olmamışlar. Düşman ordularıyla aralarında denk olmayan ama yiğitçe bir mücadele başlamış. Karababa ve Karaaslan adlı kardeşler, bulundukları mevkide yiğitçe mücadelelerinden sonra şehit düşmüşler.

Üçüncü ve en kuvvetli kardeşin askeri daha çökmüş. Onun için bu kardeşin bulunduğu tepeye "Eriçok Tepesi" denmiş. Eriçok tepesi müstahkem bir kalenin bulunduğu, bir tarafı kayalık ve uçurum olan yüce bir tepedir. Düşman, bu tepeyi de kuşatmış. Tepenin üzerindeki kalenin önlerinde günlerce savaş olmuş. Düşmanlar tepeyi savaşarak alamayınca beklemeye başlamışlar. Kalede su ve yiyecek bitmiş. Günün birinde kaledeki Türkmenler artık susuz kalamayacaklarını anlayınca Eriçok tepesi'nin yakınlarında bulunan Kübet çeşmesine su getirmeleri için 12 savaşçı ve iki yiğit kız göndermişler.

Kızlar çeşmede suyu doldurmuşlar. Savaşçılar da kendilerine saldıran düşmanlarla savaşmaya başlamışlar. 12 savaşçı savaşadursun, kızlar Eriçok tepesine hızla tırmanıyorlarmış. Ama düşman durur mu? 12 yiğidi şehit ettikten sonra kızların peşine düşmüşler. iki yiğit Türkmen kızı, kaleye epeyce yaklaşmışlar. Fakat düşman atlıları peşlerinden yetişmiş. Düşmanın nefesini enselerinde duyan kızlarında başka çareleri kalmamış :

- Allah'ım demişler... Bizi düşmana teslim etme!.. Yeri yar da yerin içine girelim... Onların eline teslim olmaktansa ölmek daha iyidir.

Yüce Tanrı onların bu masum isteklerini kırmamış. Yer yarılmış ve onlar bağrına basmış. Kızların öyle uzun, öyle güzel saçları varmış ki, saçlarının bir kısmı dışarıda kalmış.

Uzun bir mücadeleden sonra Eriçok Tepesi düşmüş. Yerin yarılıp yarılmadığını bilemeyiz ama, Uzun Kızların mezarları ve Eriçok Kalesi'nin önünde binlerce mezar, bugün bile durmaktadır. O civarlar gezildiğinde insanoğlu ister istemez ürpermektedir. Her üç tepede de, yani Eriçok, Karababa ve Karaaslan Tepelerinde bu mubarek zatların mezarları ziyaret edilmektedir.

 

 
Forum/Sohbet girişi
Radyo Ordu52
  Media Player
  Winamp Dinle
  Real Audio
  Quick Time
  Yayınları dinleyebilmek için bilgisayarınızda yüklü Windows Media Player, Winamp, Real player veya Quick Time programlarını kullanabilirsiniz.
  http://radyo.ordu52.com
Günlük Fındık Fiyatı
Nöbetçi Eczaneler

İstikamet Ecz
0452 233 84 29
Devlet Hastanesi Yolu Üzeri

Berrin Ecz
0452 212 05 39
Kuğukent Durağı Yanı Baş Apt.301 Sokak 4/A

İlçelerimiz
Akkuş
Aybastı
Çamaş
Çatalpınar
Çaybaşı
Fatsa
Gölköy
Gülyalı
Gürgentepe
İkizce
Kabadüz
Kabataş
Korgan
Kumru
Mesudiye
Perşembe
Ulubey
Ünye
Turizm
Turizm
Doğal güzellikler
Doğal plajlar
Kaplıcalar
Av turizmi
İnanç turizmi
Yayla turizmi
Foto safari
Kamp ve Karavan
Sualtı dalış turizmi
Dağ-doğa turizmi
Yamaç paraşütü
Orduspor

Spor
Spor
Tesislerimiz
Milli sporcularımız
Branşlar
Kulüpler
Restaurant / Otel
Oteller
Pansiyonlar
Restaurantlar
Tr haberler
Tr haberler

Sponsor Link

Ziyaretçi istatistiği
 
RSS Top!